9600 TL
Sadece bu fotoğraftaki güzelim hayvanı değil, bunun da dahil olduğu bir dizi avlanması yasak kuşu öldürmeniz karşılığında ödeyeceğiniz küçük meblaa 9600 TL. Ama sorun sadece en aşağıdakinde, bu resimde gördüğünüz ahmaklarda değil, sorun asıl en tepedekinden başlıyor.
Allah korkusuna, dini inanca dayatılmış bir sözde ahlak anlayışının himayesinde, ve daha kötüsü, bunlara dayatılmamışsa mümkün olamayacağı zırvalığına inanan, ahlaklı olmaktansa ahlakçılık taslamanın mübah sayıldığı bir toplum bizimkisi. Kendinden başka varlık yokmuşçasına yaşamayı geçtim, kendinden başka varlıkları da sadece kendi için yaratılmış gibi gören küstah bir ruh halinden bahsediyorum. Pitbullarına sokak kedilerini parçalatanlar, sokak köpeklerini canlı canlı yakarak imha etmeye çalışan belediyeler, bakamayacakları aşikar olmasına rağmen evcil hayvan alıp daha sonra sokağa atıp da Twitter’dan “lütfen RT bilmem nerede toplu hayvan mezarlığı bulundu” diye ağlayıp zırlayanlar… “hayvan mezarlığı”… Siz 10-15 sene kendi evlatları, kardeşleri gibi bakıp sevdikleri hayvanlarını, insanların bu memlekette gömüp de daha sonra ziyaret edebilecekleri sadece bir mezarlığın olduğunu biliyor musunuz? Peki çoğu evcil hayvan sahibinin ölen hayvanlarını çöpe attıklarını? Çöpe diyorum! Bildiğiniz, belediyenin çöp konteynırlarına.
Çok mu garip o zaman? Hayır değil. Ama…
Konudan şimdilik daha fazla sapmamalıyım.
İyi kötü nerede yaşadığımı bu sayfayı karıştırıp tespit edebilirsiniz. Tekrar beyan edip yukarıdaki fotoğraftaki insan bozuntularına davetiye çıkarmak istemiyorum. Çünkü yaşadığım yerde yırtıcı kuşlar yaşıyor, hala. Kerkenezlerden başlamak üzere bir dizi, kerkenezden daha da büyük, muhteşem güzellikte kuşlarımız var. Bir sabah çatı katımızdaki pencerelerden birini açmamla göz göze geldiğim—kendi bacaya konmuş—bir baykuşumuz ve hatta onun bir de yavrusu var. Her gün okula giderken, istikamet üzerinde geçtiğim belirli alanlara hakim başka yırtıcı kuşların da var olduğunu çok iyi biliyorum. Öyle ki, bozkırda bölgeleri parsel parsel ayırmışlar ve kuşlar birbirlerinin hanelerine katiyen geçmiyorlar. O yüzden neredeyse her gün, aynı kuşları, aynı yerde görmek mümkün olabiliyor. Bazıları bir başlarına, bazıları çift olarak, bir kısmı da yavrularıyla…
Ama aynı yol üzerindeki toprakları parsel parsel, sanki orada ikameti mevcut olan başka canlılar olamazmış gibi aralarında paylaşıp, bu hanelere tecavüz etmekten hiç çekinmeyen insanevlatlarının sayısına inanamazsınız. Başta TOKİ olmak üzere—ki TOKİ’nin bu yol üzerinde yaptığı siteyi tamamiyle milletvekillerinin satın aldığına dair ciddi duyumlarımız var—, televizyonlarda dizi dizi karşılaştığımız reklam sahipleri Ağaoğluymuş, Sinpaşmış, MESA’ymış, ya da onların türevi şirketler… bunların hepsi en az yirmi-yirmibeş kat binaları beş altı ayda dikmeyi çok kolayca pek matah görmekteler. Sorarım size, yukarıdaki resimdeki ahmaktan daha az ahmaklık mıdır bu?
Kocaman apartmanları diktiğiniz bozkır, çöl değil. Evet, sanki çok yaşam yokmuş gibi görünebilir, gözünüze çok güzel de gelmeyebilir, ama toprağın altında, üstünde ve gökyüzünde ikamet eden, bu toprakların sahipleri var. İstilanız/istilamız asla meşru değil. Ve neticesinde yaşam alanları yok olan, yaşam alanları yok oldukça kendileri de yok olan onca canlının hakkı ne olacak? “Avlanma yasağı” getirip de insanlığınızı gösterdiğinizi sanarken, o kadar kuş, tilki, domuz, tavşan ve benzeri canlıları bu şekilde yokolmaya mahkum ettiğimizde yukarıdaki resimdeki zibididen çok mu farklı durumda oluruz? Kaç 9600 TL istenmesi gerekiyor? Zaten şimdiye kadarki 9600 TL’lerle ne yapıldı? Daha başka TOKİ inşaatları mı? Ormanları yok eden beş gidiş beş geliş “duble” yollar, otoyollar mı? Su havzalarının ortasından geçen üçüncü, dördüncü, ‘n’inci köprüler mi?
Senin denizinde balık kalmadıysa, gökyüzünde kuşun kalmadıysa, çocuklarının insan dışındaki canlılardan anladığı yemek, petshop, sokak hayvanı, yolda dümdüz olmuş kedi/köpek/tilki/tavşan/kuş ölüsü ve hayvanat bahçesi beşgeninde gelişiyorsa eğer, o zaman ben size söyleyeyim: ister birer birer, ister üçer üçer, ister beşer beşer, isterseniz ekponansiyel çoğalın… ahlağı geçtim, insanlığı geçtim, ucube olmaktan, yerküre için bir virüs, kanser olmaktan başkası olamazsınız, olamayız.
Yoksa, hakikaten, 9600 TL nedir ki?
hayır, anladım, çok güzel.. de.. çok güzel de “salvation for whom?” diye sormaz mı insan? yani “salvation for the artist” or “salvation for the viewer/appreciator-of-the-work-of-art” or for both?.. hani, sorar insan.. bence sorar yani. ben sordum yani.
tenk yu.
(via kayraninkedisi)
moleskine’den Film Journal diye bir şey çıkdı. bu senenin başında biz keşfettik. ben de almıştım. şimdi millet lastFM havalarını atıyor, o haftanın ya da ayın “chart”ını yayınlıyor ya, benim kafam kel mi lan?.. yani.. aslında evet gibi—biraz kel aslında, en azından biraz dökülii. ama önemli olan o değil. mecazi anlamlardan kendi kendimi dumur etmiş olamam. ne diyordum? aha. ben de izlediğim filmleri yayınlıyorum bundan sonra. var mı? aylık film çArtı. oh yeah.