atopia.tumblr.com

But how could we possibly explain anything? We operate only with things that do not exist: lines, planes, bodies, atoms, divisible time spans, divisible spaces. How should explanations be at all possible when we first turn everything into an image, our image! — Friedrich Nietzsche

inhuman:

nietzsche bilider doğru söylemiş lakin aubulides paradoksu da yok değil burada. kelimeler, gerçek şeyler değil. tepside duran ölü bir beynin aklına bir fikrin gelmesi gibi. hakeza akıl da ölüdür onun içinde. fenomeni imgelere nakşedip berkeley’i haklı çıkarınca, gerçekten (from real-noema) o nisbette uzaklaşmış mı olur insan? asıl olan: ortada bir hikaye anlatılmaktadır ve hiçbir hikaye, kelimelerinin asıl anlamlarının yekününden ibaret olamaz. image’ler anlamın kendisini verecek parçalar değil, bizi anlama götüren vasıtalardan başkası değildirler. umarım bu dediklerime kızmazsın niçeciiğim. en kısa zamanda mektubunu bekliyorum. wagner’i öp benim için. bye.

Perspectival Optics of Life - a reply on behalf of Friedrich Nietzsche

«…behind all logic and its autocratic posturings stand valuations or, stated more clearly, physiological requirements for the preservation of a particular type of life.  For example, that the determinate is worth more than the indeterminate, appearance worth less than the “truth”: despite all their regulative importance for us, these sorts of appraisals could still be just foreground appraisals, a particular type of niaiserie [silliness], precisely what is needed for the preservation of beings like us.  But this assumes that it is not man who is the “measure of things”…» (Section 3, Beyond Good and Evil)


«We do not consider the falsity of a judgment as itself an objection to a judgment; this is perhaps where our new language will sound most foreign.  The question is how far the judgment promotes and preserves life, how well it preserves, and perhaps even cultivates, the type.  And we are fundamentally inclined to claim that the falsest judgments (which include synthetic judgments a priori) are the most indispensable to us, and that without accepting the fictions of logic, without measuring reality against the wholly invented world of the unconditioned and self-identical, without a constant falsification of the world through numbers, people could not live—that a renunciation of false judgments would be a renunciation of life, a negation of life.  To consider untruth as a condition of life: this clearly means resisting the usual value feelings in a dangerous manner; and a philosophy that risks such a thing would by that gesture alone place itself beyond good and evil.»  (Section 4, Beyond Good and Evil)

that all experience is phenomenal, this goes without saying.  gerçekliğin sadece bu olduğunu kabul etmek esas olan, ki berkeley haklı çıkmanın çok gerisinde kalmıştı bir kere, tanrı sağolsun!  kaçınılmaz olan bilginin deneyimle, yani imgeyle başladığı, ancak en mühim soru, varolana dair olan hakkında sahip olabileceğimiz yargıların tümünün illa ki imgeden mi kaynaklanıyor olduğu sorusu.
and there you have that very question Herr N. poses: hakikaten, “how could we explain anything?”
ancak bunu ilk soran—hem de aynen bu şekilde, Kopernikvari tınılar eşliğinde soran—N. değildi ki…  *selam olsun sana Chinaman of Königsberg..
felsefe ikibin sene tekrar tekrar bir dogmayı sattı insanlığa: an unconditioned and self-identical unity—an [un]truth against which all reality came to be measured, determined to be real, proved to be possible in the first place… böylelikle, it became possible to explain anything, and (almost) everything.
ancak her değerlendirmenin, her yargının, her açıklamanın arkasında, hiç değişmeyen, her şeyin özü, kaynağı bir teklikten bahsetmek; simgelere dönüşmüş imgelerin, zaten simgelerden farksız olan imgeler bütününün, seni, beni, bizi götürmeye çalıştığı bir istikametten, bir son duraktan bahsetmek?.. halbuki aslolan bundan çok çok farklı bir şey.
evet, ortada bir hikaye olduğu çok açık, bu hususta daha haklı olamazdınız. ve tekrar evet, hiçbir hikaye kelimelerin anlamlarının yekününden ibaret değil. fakat—ve sizi üzmek istemiyorum ama yapabileceğim bir şey yok—hiçbir kelimenin, hiçbir simgenin temsil ettiği, naklettiği bir “asıl anlam”dan bahsetmek mümkün mü?.. kim bundan, nasıl ve neden bahsetmekte? samimiyetlerine güvenilecek adamlar değil bunların hiçbiri, inanınız bana.
lakin: there is nothing behind images, symbols, masks… there is no an sich, no noumenal world behind appearances, behind the phenomenal world of (possible) existence. 
fakat şu anda aklınızdan geçen şey N.’yi bir (moral) relativist’e dönüştürdüğümse eğer, sizi esefle kınamam gerekecek.
sadece ontik değil, varolanın varoluşuna dair, yani ontolojik bir yorumu (interpretation) var ki N.‘nin varoluşla ilgili: Life is will to power.
imgelerin ardında, arkasında bir “şey”den sözedeceksek, o ancak istenç olabilir. and behind the masks of existence, there is not one will, but a plurality of wills, a plurality of wills that are interdependent, interrelated and always changing, always transforming, transfiguring, always in… flux —that is, behind the world of appearances lies an economy of will, an economy of commanding and obeying, master and obedient wills… keza istenç karakteri icabı, sırf burada bahsettiğimiz ekonomik yapısından ötürü, bir hiyerarşi yaratır, yaratmak zorundadır.
—*bu arada, kimdi o N.’ye relativist diye[bile]n?
ama sizin endişeniz bu değildi, biliyorum.
bir şeyi, örneğin bir hikayeyi, açıklamak için kullandığımız simgelerin kendilerinden bir gerçeklikleri yoksa; her şeye dönüp dolaşıp ayna olup da yansıttığımız imgelerin gerçekliği de yoksa… o zaman “Behey Berkley! Behey…” mi diyeceğiz illa ki?
Hayır.
mevcut, varolan imgenin, anlamın, değerin, bilginin, inancın…—yani varolanın etrafında döndüğü, varolanı vareder cinsten olanın, öyle gözükenin… —yani hikayeyi kelimelerin anlamlarının bütününden başka, daha fazla, ötesinde yapanın… —yani hayatı şekillendiren her şeyin, sonsuz olasılıklar arasından sıyrılıp, kendini bir şekilde afirme ettiğini, gerçekleştirmeyi başardığını söyleyeceğiz..  çünkü imge, anlam, değer ve benzerleri—bunların hepsi birer yaratıdır, hepsi insan yaratısıdır, hepsi çeşitli tip-insan/tip-yaşam yaratısıdır… ama en önemlisi, bunların hepsinin istencin hükmünde şekillenmesi, yaratılması, evrilmesi, yokolmasıdır.  bunların hepsi istencin gerçekte, gerçekten varolabilmesi, ifade bulması—yani, varolabilmenin tek koşulu olan şeyi, görünürlüğe kavuşması, görünür hale dönüşebilmesidir —ki görünürlüğünü, nihayetinde varlığını, ondan başka olana göre farklılığını afirme ederek gerçekleştirir, bir ötekinin yerine görünür, görülmesi tercih edilier, ve ötekilerin kaynağı başka bir istenç ona itaat eder, gözden yiter…
işte buna dair “yasa” diye adlandırabileceğimiz şey, işte o şey will to power. bu sözde yasanın kaçınılmaz döngüsüne de “eternal return/recurrence” denir.
tırnak içine alındıklarında; yani bir bakıma, birer kural, yasa, prensip, kaide olarak sunulduklarında içleri boş, metafizik dogmalardan farksız kalıyorlar. çünkü şimdiye kadar kural, prensip, yasa ve benzerlerini; bunlara ilaveten, anlam, değer, gerçek, “hakikat” diye sunulan şeylerin özünde “necessary untruth” olduğunu kimse itiraf edemedi kendine..  N.’nin yalnızlığı bir an bile kaçınılmaz olamadı bu yüzden. siz de olsanız yarından sonraki günden, yarından sonraki dünyanın insanından medet ummaz mıydınız ama?..
görüyorsunuz umuyorum: sadece sizin N.’den istediğiniz bir şeyler yok; onun da sizden beklentileri var, hala var..

[imza]

egocogitoegosum

(via complete-inhuman-deactivated201)

  1. atopia posted this
i used to be a philosophy student, but now I'm a student of philosophy. should you wish to contact me, talk to me, discuss some issue with me, please do not hesitate. i do guarantee that making things more difficult for you than they already are will be among the possible outcomes of such a pursuit of yours. for i would far rather be right than happy any day. you are warned.
alp is my name; and - here's what I like -

twitter.com/egocogito

view archive



what is it? / buyur?