Aslında pek neşeli bir insanımdır, ama son bir kaç senedir öyle değil—o eski halime dönmeyi istiyorum, ama sanırım artık biraz geç. Zannediyorum biraz komiğim—ama insanın tereddüt ederek kabulleneceği cinsten bir komiklik bu, çünkü istemeden komik olmakla isteyerek olmak arasında farklılıklar çok. Komik olmaya çalıştığım vakit zor anlaşılıyorum, anlaşılınca da utanıyorum açıkçası. Neyse. Kahverengi deri bir çantam var, postacı çantası gibi bir şey—ön cebini kapatmazsam “çıt çıt, çıt çıt” diye ses çıkarıyor yürüdüğümde, kütüphanede de bu şekilde insanları illet edebiliyorum. Her halikarda ben çantamı çok severim; üniversiteye başladığım ilk sene kendime hediye olarak almıştım. Kendime aldığım en güzel hediye heralde bu oldu şimdiye kadar. Bu arada, evet, kütüphane sıkça ziyaret ettiğim bir yer. Bilkent kütüphanesi zengin—benim işimi görüyor hemen hemen her zaman—ama dünyanın en güzel mekanı değil; fakat, biraz daha düzgün olsa, kütüphaneden çıkmazdım zannediyorum. Bu ve benzeri ihtimaller kendimden korkmama sebep oluyor. Kendimden korkuttuğum vakitler de olabiliyor—ama bence bu daha çok karşımdaki kişiye bağlı. İnsanlar genelde, bırakın istediklerinden daha çoğunu, tahmin edebileceklerinden çok daha fazlasını gösteriyor oluyorlar. Buna içten inanıyorum. Ben de bazen fazla iyi anlıyor oluyorum karşımdakini—ya korkuyorlar neticesinde, ya da ihlal edilmiş, soyulmuş hissediyorular; “kral çıplak” da diyebiliyor oluyorum bazen ben de, iyi kaçmıyor. Sanırım bir sevgilim beni bu yüzden bırakmak istedi özünde, bıraktı da zaten. Ama yanlış anlaşılmasın sakın, patavatsız değilimdir; her daim kibar ve centilmence davranmaya çalışırım—evet, üstüne üstlük biraz eski kafalıyım. Bir ara mühendis olmaya çalıştım, şimdi teknolojiden haz etmeyen, bir çok zaman korkan bir insanım. Elimde olsa her şeyi elle yazarım, ama COPY/CUT+PASTE ya da UNDO/REDO yapmak istiyorum paso, o da elle biraz zor—gerçi upuzun alıntıları eliyle yazan da bir şahısım ben oysa. Bu arada evet, üşengeç değilimdir, hele hele mevzu sevdiğim bir kimseyle ilgiliyse. Kendime gelince, o vakit gaddarlaşırım; üşenmemeyi geç, iyice sabırsızım kendime karşı. Bundan ötürü hiç bir zaman iyi bir arkadaş olamıyorum sanırım—dolaylı yoldan kendime işkence çektirmek, kendimi saçma sapan durumlara sokup mahçup olmak… böyle şeylerde üzerime yok hakikaten. (üzgünüm). Bu işin neden böyle olduğu konusundaki çalışmalarım devam etmekte, daha elle tutulur bir keşifte bulunduğumu söyleyemem. Genelde gömlek giyerim, altına da kanvas pantalon. Siyah deri konverslerim var, ama bazen yeşil bezleri giymeyi tercih ediyorum—yağmur falan yağdığında mesela, çünkü o zaman daha çok kirlenebiliyorlar. Tam yuvarlak gözlüklerim var, ama tamir edilmeleri lazım—yaklaşık bir senedir, hem camları da değişmeli. Çok fazla su içerim, o yüzden yanımda hep bir matara ya da şişe su görebilirsiniz. Burnum vakitsizce akar, aksırmaya da başlarım bazen—seri halinde beş, altı, bazen yedi sekiz kere—bu yüzden yanımda her daim selpak bulunur. Kazaklarım/hırkalarım arkadaşlarım arasından mehşur—hayır, çok şık olduklarından değil ama—keza kaç kişiyi ısıttılar bilemiyorum, ama bu şekilde sevgimi paylaşmayı seviyorum. Yemek yapmasını beceririm; tek çocuk büyüdüm ve çok genç yaştan itibaren evde yanlız kalmaya başlamış bir kimseyim—idare etmeyi öğrenmem ilkokul çağıma denk gelir. Belçika birasına bayılırım, skoç viskiye ruhumu satmaya hazırım—abartmıyorum. Burjuva zevklerim dolayısıyla var, ama ben burjuvayım zaten—bu bir engel olmadı ama kanımca bana, zira zamanında en yakın arkadaşlarımdan birine, “devrim olduğunda ve sen duvarın önünde dikilmek zorunda kaldığın vakit, seni vuran ben olacağım” demiştim, çok da inanarak söylemiştim bu lafı. o bana, “sen beni vurana kadar, ben seni on kere vurmuş olurum” dedi… nitekim benim lafım inançla söylenmişti, fakat onunkinin gerçekleşme ihtimali çok daha fazlaydı; hala da öyle. —Tütünü de seviyorum, ama sigara içmem—sarılmışından bir fırt çekmeyi severim ama. Babamla nargile içmek çok sevdiğim bir iştir—ama itiraf ediyorum (babacığım alınma lütfen) annemle viski içmek daha zevklidir. Elwood ve Dudu isimli iki köpeğim(iz), Recep (zaten onunla tanışmış olmalısınız şimdiye kadar) adında da bir kedimiz var. Onlara güzel bir yaşamı mümkün kılabiliyor olmak beni mutlu ediyor. Recep’e felsefe okumayı seviyorum—köpekler sıkılıyor—ve şimdiye kadar en çok haz ettiği (yani kucağımda yatarken ‘prrrr’ladığı) düşünür Hegel oldu. Aaa, bu arada, evet, hani bilmiyorsanız, ben felsefe oku(yo)rum. Az da olsa bir kaç bir şey anlıyorum galiba. Hiç bir zaman çok şey okumuş biri olamayacağım—okuduğu bir kaç şeyi iyi anlamış, daha doğrusu, o bir kaç şeyi çok dikkatli okumuş biri olacağım. Arkadaşlarımın çoğu yaşadığım kentten göçtü. Onların eksikliğini hep hissediyorum. Hepsi beni anlıyor diyemem, ama onlar benim evim(di). Bir ozan kız tanıyorum, adadan adaya hopladı, yerinde duramaz gezgin bir özgür ruh, o beni anlıyor bak, onu biliyorum. Arasıra hastalıklı bir kötü adam kahkahası patlatmayı yerinde bulurum. Bir de Ingmar Bergman filmlerine bayılırım—beni darmaduman eden bütün sanat türleri/eserleri kabulüm oldu hep. Bir de başka bir kedi var, onu unutmayacağım, o biliyor zaten, okur bunu çünkü biliyorum; işte o da bana yoldaşlık ediyor kaç vakittir, buldu beni bir şekilde—iyi ki buldun—, “göster, nerede?” desen ama, anca bir ekran parmağımla işaret edeceğim—ama elle tutulur bir çok şeyden daha gerçek o benim için. Bir de şey var: yanımdan geçen kadınların kokuları beni onlara aşık eder sıkça, bazen sokakta yürürken kendi kendime latin amerika usulü pembe diziler yaşarım. Daha yaratıcı olabilmeyi isterdim bir de; onun yerine IKEA mobilyalarını süper hızda ve sağlamlıkta yapma yeteneğine sahibim ben. Zevksiz değilim bence, ama belki fazla klasik şeyleri beğeniyorum, seçiyorum—evet, söylemiştim galiba, eski kafa. Son olarak: kendi sesimden nefret ederim (!!!). İlk konuştuğum lisan fransızcaydı, sonra ben fransızcayı türkiyeye dönünce unuttum—pişmanım. Yediğim şey lezzetliyse, oturduğum yerde dans etmeye başladığım olur. Saçlarımı kendim kestim. En sevdiğim kitap olsa olsa sözlük olabilir—ama kelimelerin etimolojisini de gösteren cinsten olmalı. Favori severim. Kadınların en çekici yerleri boyunlarıdır—bir önceki yaşamımda vampirmişim demek istiyorum, hem boyunla alakası olduğu için, hem de kavramsal bir hata olacağından(!). Elleri güzel her insanı öpesim vardır—ama ellerinden değil. En eski dostumun ismi zeynep—küçükken zeze diyordum, artık demiyorum. Tanıdığım en esaslı insanın ismi taylan’dır—ki o benim en iyi dostum. Bir de ismim var benim, o da alp—küçük harf başlar ve öyle devam eder, çünkü her harf benim için eşit önemlidir, keza elimde olsa sıraya da koymazdım bu harfleri, ama o zaman okunmaz olurdu… ama okunmaz olsun, n’olacak?

i used to be a philosophy student, but now I'm a student of philosophy. should you wish to contact me, talk to me, discuss some issue with me, please do not hesitate. i do guarantee that making things more difficult for you than they already are will be among the possible outcomes of such pursuit of yours. for i'd far rather be right than happy any day. you are warned.
alp is my name; and - here's what I like -

twitter.com/egocogito

view archive



what is it? / buyur?