Even old New York was once New Amsterdam…

Just you know, Constantinople was called Constantinople among a variety of other names, including Second Jerusalem and… Nova Rome or New Rome (gasp).

That which is not written down will not be remembered.

What I wish to remember, however, I intend not by way of returning to what I have written, but by way of having written it down at some point. This is how I shall become what I already am; this is how one achieves what one already is;—words [on a page] that are essentially unseen to the eye.

habeus corpus

ben size nasıl bir adalet ve hukuk anlayışına sahip olduğumuzu hemencecik, iki saniyede söyleyivereyim.

geçen hafta tutukluluk sürelerinin kısaltılması ve yargılanmalarına başlan(ama)mış kimselerin tutukluluklarının bir vakti geçmesi sonrasında sonlanmasına dair - anladığım kadarıyla böyle bir şey, en azından prensipte böyle bir şey olmalı - CHP’nin verdiği önerge hakkında söz alıp konuşan Adalet Bakanı’nın lafı şunun gibi bir şey oldu: “efenim, imdi, pek haklısınız evet muhakkak öyle; amma, şimdi bizim reformlar devam ediyor; mevcut davaları öğütüp, yargılama süreçlerini hızlandırmaya çalışıyoruz; bu dönem bir geçsin, sizin söylediğiniz bu şeye tekrar neyin bakarız. Çünkü şimdi böyle bir kanun yürürlüğe girerse, teroristler, anarşikler, petofiller, kötü kötü adamlar sokaklara salınmış olunur…”

yani anlayış şu: zaten kimselerin “terorist, anarşik, şu bu o” olduklarının mahkemede, (tercihen adil!) bir yargılanma sonucunda kanıtlanmasına gerek yok. bizim tutukladıklarımız zaten öyledirler, emin olunuz.

o vakit komple kaldırın yargı mekanizmasını. lan, en ilkel toplumlarda bile bir şekilde yargılıyorlar suçlu olduklarına inandıkları kişiler. yüzyıllardır habeus corpus diye de bir şey var. kimseye, yargı önünde suçu kanıtlanana/tescillenene kadar, “o zaten ‘şu bu o’” diyemezsin. bir süre içerisinde adamı yargıç önüne çıkaramıyorsan da buna “unlawful imprisonment” denir. o kadar!

Ama bizim bakan diyor işte “o zaman kötü kötü adamcıklar sokaklara dönüverir” diye.

işte, bu da anlayış.

only thank god men have done learn how to forget quick what they ain’t brave enough to cure — faulkner
kayraninkedisi:

sevgili egocogitoegosum, sen yaparsın da ben yapmaz mıyım? hı? hı?
işte bir dexter analizi. en sevdiğim.

kayraninkedisi:

sevgili egocogitoegosum, sen yaparsın da ben yapmaz mıyım? hı? hı?

işte bir dexter analizi. en sevdiğim.

it’s just a flesh wound!

immoraltales:

Jesse Owens
Berlin Olimpiyatlarında fırtınalar estirmiş olan, yaşayan en hızlı adam unvanını alan atlet.
Hakkında söylenen iddiaların  aksine,Hitler kendisini tebrik etmiştir.Acı olan, kendi ülkesinin başkanı Franklin D. Roosevelt,Owens‘ı zenci diye tebrik etmemiştir.

immoraltales:

Jesse Owens

Berlin Olimpiyatlarında fırtınalar estirmiş olan, yaşayan en hızlı adam unvanını alan atlet.

Hakkında söylenen iddiaların  aksine,Hitler kendisini tebrik etmiştir.Acı olan, kendi ülkesinin başkanı Franklin D. Roosevelt,Owens‘ı zenci diye tebrik etmemiştir.

sevgi dediğin evrilir, kendinden ve kendine özel prensiplere göre. kendinden, kendine özel prensipler dediysek, bundan kasıt sevginin vücut bulduğu her özel durumdur. yoksa sevginin geneline evrilmesinden başka bir kural atfetmek mümkün değildir. her ilişkide aynı şeyler, aynı süreçler yaşanmaz. her ilişkide aynı şeyleri, aynı süreçleri yaşadığından emin olan kimse bundan şikayet ederken prensipte şikayet ettiği şeyin ta kendisini arzuladığının farkında değildir: “hiçbir şey değişmesin”, “her şey olduğu gibi kalsın” ve tabii ki “neden her şey eskisi gibi değil?”. çünkü iyi olan aynı kalamaz, evrilmeye, form değiştirmeye, kılıktan kılığa girmeye mecburdur. sevgi dur[a]maz. siz de durmuyorsanız, sorun yoktur.